sahur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sahur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2014 Çarşamba

Karpi Karadeniz Pidecisi - Beylerbeyi



İlk defa bir yemek hakkında uzun uzadıya yorum yapacak olmanın ve bunu binlerce!?!??!(şu an 49 kişi) kişinin okuyacak olmasının verdiği heyecan, stres, lan boşver ben yazmayayım en iyisi laflarının arasında geçirdiğim beyin yorgunluğunun ardından mideme giren ağır açlık duygusuyla birlikte kendimi bir anda Şişli'deki biber gazı kokulu evimden, Beylerbeyi'ndeki memleket kokulu mis gibi tereyağı ağaçlarının arasında buldum. Zaten Beylerbeyi sahiline girildiğinde verilen huzur yetmezmiş gibi birde üstüne o efsane yemekleri tadacak olmanın farkındalığı eklenince... neyse lan gittim işte Karpi'ye.

Gelelim mevzumuza. Bu Karpi nedir? Karpi'de ne yenir? Karpi'ye giden yaratıklar oradan nasıl bir haleti ruhiyeyle ayrılırlar? sorularını cevaplayabilirsek yazının dibini ekmeğin guduğuyla (Trabzon'da ekmeğin tepe noktasına verilen isim) sıyırmış oluruz. 

Karpi'nin açılımı Karadeniz Pidesi, çok ilginç. Beylerbeyi'nde Tike Kebap'ın yanında,  Beylerbeyi İskelesi'nin sol çaprazında yer alıyor. Havanın güzel olduğu günlerde dışarıda oturup denize karşı yemek şansınızda var yani ama dışarıda oturmak için özellikle hafta sonları biraz beklemeniz gerekebilir. Sahipleri çok tatlı insanlardır ve en önemli diğer özelliği garsonları hep mahçuptur. Size hizmet edebilmek için yarışırlar ve herhangi bir aksilik yaşanmaması için çırpınırlar.

Altı üstü pide işte neyini yazacaksın bunun, nedir bunu diğerlerinden ayıran özellik dediğinizi duyar gibiyim, deme. Bu güzide pidemizi diğerlerinden ayıran en önemli unsur hamurun kalınlığı, üzerine sürülen ve içine koyulan Trabzon tereyağı ki yazarken bile ellerim titredi. Bir Trabzonlu olarak pidenin kalın olması beni çok fazla rahatsız etmese de daha ince, çıtır pide yemeye alışık insanların duruma biraz tepkili yaklaştığını söylemekte fayda var. Odun ateşinde pişen peynirli, kıymalı, çiğ kıymalı, kavurmalı, sucuklu, kuşbaşı ve karışık birbirinden lezzetli 7 çeşit pide yapılıyor. Benim favorilerim kıymalı ve peynirli gel gör ki diğerlerini hiç yemedim, çünkü bizde hep ikisi yapılır. Ama İstanbullu ciks arkadaşlarımın dediklerine göre özellikle kavurmalı pide şahaneymiş. Pideleri açık, kapalı ve yuvarlak şeklinde yapıyorlar ve bir gerçek var ki hepsinin lezzeti başka. Bence kalabalık bir grupla gidip hepsinden söyleyip birbirinin tabağına abanmakta fayda var. Peki bu pide nasıl yenir? Arkadaşlar çok önemli bir yere değiniyorum şu anda; mide kapakçıklarınızı açmadan önce, ellerinizin maharetini konuşturmanız gerekecek. Peki nasıl? Varsayalım önünüze kapalı pide geldi önce o nimet-ül harikanın sadece bir tarafını bıçağınızla açacaksınız, ardından masaya gelen tereyağlarından minimum 3 tanesini pidenin içine gömeceksiniz. Hocam yemeye başlayabilir miyiz? Otur lan yerine daha yumurta gelmedi. Akabinde masaya gelen çiğ yumurta sarısını (isteğe göre 2 tanede olur ki ben öyle yapıyorum) pidenin içine atıp, pideden koparttığımız parçayla içinde yayıyoruz. Merak etmeyin yumurta içinde pişecek ve efsane bir lezzet haline dönüşecektir. Artık yemenin zamanı geldi, hoooppp birader indir lan o çatalı bıçağı, görmüyor musun duvarda ne yazıyor. Vallahi billahi duvara yazmışlar "Pidelerimizi elle yerseniz lezzeti başka olur" Adamsınız! her gittiğimde o yazıyı yazdıran amcamın tereyağ kokulu ellerinden öpüyorum.

Burada sadece pide mi var ben sevmem ki diyen gıcık arkadaşlarınız illaki olacaktır. Onlarında yüzüne lezzeti ülke sınırlarını aşmış topraaamın köftesi Akçaabat köftesini vuracaksınız. Al lan ye, ye de sus. Akçaabat'taki köftelerle aynı lezzeti vermese de İstanbul'da yiyebileceğiniz köfteler arasında çok net ilk 5'e koyarım. Bunun dışında Çarşamba ve Cumartesi günleri güveçte yapılan kuru fasulyeyi kesinlilkle ama kesinlikle tavsiye ediyorum. O günlerde yolunuz Beylerbeyi'ne düşerse mutlaka yiyin emin olun, ahada şuraya yazıyorum eve büyük bir gazla döneceksiniz! Birde herhangi bir yemeğinizin yanına güveç içinde gelen manda sütü yapımı yoğurdunuzu alın pişman olmayacaksınız. Vallahi yazarken yoruldum arkadaş bütün her şeyi mi güzel olur? Daha sırada kahvaltısı var ve en sona sakladığım sütlacı var. Biraz ara veriyim.

Kısa bir aranın ardından yaklaşık bir satır kadar. (Kabul ediyorum diğer gevşek yorumcu arkadaşlarımın espri yapma merakı arasında ezik kalmayayım diye bende böyle boş esprilere başvurdum, saygılar ticari)  Gelelim yeni yeni ün yapmaya başlayan serpme kahvaltısına. Genelde bizim oranın insanı Karpi'ye kahvaltıda pide yemeye gitse de, geçen hafta pazar günü serpme kahvaltılarını da tadalım dedik ama aklımda bin tane soru işareti ve vereceğim paranın boşa gideceği endişesi 15 dk (ki bu süre menemenin masaya gelme süresine denk geliyor) kadar sürdü. Dışarıda yapılan menemeni hiç ama hiç sevmeyen biri olarak, bütün samimiyetimle söylüyorum dışarıda yapılanların en iyisiydi, 3 kişi menemeni 30 snde bitirdik. Birde aç gözlülüğümüzle söylediğimiz kuymağın lezzeti üstüne eklenince mutluluktan midemizin bağı çözüldü. Serpme kahvaltı bildiğimiz gibiydi, ürünler kaliteli ve lezzetliydi. Bütün bunların ardından çay-sigara keyfine geçmeye can attığınızı biliyorum ama durun daha bitmedi. Asıl efsane şimdi geliyor:

-Abi bize bol fındıklı sütlaç
-Hmmm sütlaç kalmadı..

Bu diyaloğu bir kere yaşayıp acıyla tecrübe edinmiş biri olarak gider gitmez garsona sütlacımızı ayırtıyoruz. Yıllardır sütlaç yerim ki Hamsiköy'de de yedim. Biraz abartıyor muyum bilmem ama yediğim en güzel sütlaç galiba. O kadar yemeğin üstüne boğazıma hatta dilimin ucuna kadar yemekle dolsam da o sütlacı yemeden oradan kalkmam arkadaş. Nihayet bitti. 

Sıra geldi hesabı ödemeye:( Bütün güzel şeylerin bir sonu vardır. Pide fiyatları 12,5-17,5 tl arası değişiyor. Köfte 16.50 tl Sütlaç 7t l. Yani yediğiniz, içtiğiniz köftenin yanına söyleyeceğiniz piyazınızı falan katarsanız kişi başı 30-35 tl arasına hayvanlar gibi doyarak mekandan mutlu mesut ayrılırsınız. 

Yemeklerde kullandıkları ürünleri sattıkları bir market bölümü de var. Peynir, kuru fasulye, tereyağı, imansız peynir, fındık, tahinli beton helvası ve Hamsiköy kaşarı bulabilirsiniz. Birde meşhur Kisarna maden suyunu içmenizi öneririm. 



Mekan: 9
Fiyat: 8
Lezzet: 9
Servis: 9
Fiyat/Performans: 9

26 Ağustos 2012 Pazar

Meşhur Kurufasülyeci Ali Baba Kanaat Lokantası - Süleymaniye

Açıkçası tam olarak ismi böyle mi bilmiyorum ama başlıktaki tüm kelimeler isimlerinde geçiyor. İsmini bir kenara bırakacak olursak, Süleymaniye Camii karşısındaki sırada yer alan köşedeki ilk kuru fasulyeci dersek herhalde herkesin zihninde birşeyler canlanacaktır.
Muhit olarak İstanbul’un en eski ve en sevdiğim yerlerinden biri Süleymaniye. Tarihi doksuyla, geniş ve ferah çevresiyle, turistik olmasına rağmen curcunaya dönüşmemiş sakin huzurlu ortamıyla, yaz kış ziyaret ettiğim bir yerdir. Süleymaniye Camii’nin heybeti ve manevi güzelliği eşliğinde, karşısına sıralanmış kuru fasulyeciler yer alır. Sultanahmet, Eyüp Sultan gibi büyük camilerin çevresi kebapçılar, dönerciler, simit sarayları, kafeler ile tam bir kargaşa ve gürültü oluştururken burada daha mütevazı ve düzenli bir görünüm oluşturuyor.
Ali Baba Kanaat Lokantası, buradaki lokantaların en meşhuru ve en eskisi aynı zamanda. Öyle ki, babamın üniversite yılları zamanında garson olarak çalışan bir abimiz hala orada devam ediyormuş. Lokantanın en fazla üç dört masa alan küçük bir kapalı alanı var, ama dış mekan olarak kapasitesi oldukça geniş.
İsminden de anlaşılacağı üzere buranın spesyali kuru fasulye. Karadeniz kuru fasulyesi gibi değil, bildiğiniz ev tipi kuru fasulye. Ancak iri taneli olması ile kendin ayırt ediyor. Kıvamı, lezzeti ve porsiyon büyüklüğü ile rakiplerinden kolayca sıyrılıyor. Normalde tabağınıza bir adet de kırmızı acı biber koyarlar, eğer benim gibi acıya karşı duyarlıysanız önceden söylemeniz gerekir. Bunun dışında sulu et yemekleri de mevcut ama şahsen hiç denemedim. Ramazan dışında yaprak döner de yapıyorlar ki o da oldukça lezzetli. Ben genel olarak kuru fasulye pilav cacık ve suya 10 TL ödeyip kalkıyorum. Son derece lezzetli ve doyurucu oluyor. 
Eğer Ramazan’da gidecek olursanız erkenden yer ayırtmakta fayda var. Siparişinizi de bir an evvel vermelisiniz yoksa cacık vs. kalmayabiliyor J Bir de daha ezan okunmadan çorba ve kuru fasulyeniz veya her ne sipariş verdiyseniz getiriyorlar. Fazla soğumuyor ama bu konuda hassassanız uyarmadı demeyin. Sabit fiyat uygulayan yerlerden hoşlanmıyorsanız, ben yediğimi öderim derseniz kesinlikle tavsiye ederim. Muhtemelen 15-20 TL hesap öderek memnun bir şekilde ayrılırsınız.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Çavuşoğlu Lahmacun - Laleli

Gaziantepli Çavuşoğlu bir kaç Gurme Mekan yazarının konuşmalarımızda defalarca dile getirdiği, ve lahmacun konusunda bir numara olduğu söylenen bir lokantaydı. Yakın bir yere işim düşünce yapılan bunca reklamdan sonra uğramamak ayıp olur dedim ve iftar için Çavuşoğlu'nun yolunu tuttum. Ulaşımının çok kolay olması ilk avantajlarından birisi. Hoşuma giden bir diğer nokta ise ramazan sebebiyle neredeyse her lokanta "fix menü" adı altında aynı yemekleri normalden daha pahalı bir şekilde satarken Çavuşoğlu'nda fix menü zorunluluğu yok. İster üst katta fix menülerden birini seçer isterseniz de alt katta tamamen özgür bir şekilde istediğinizden istediğiniz kadar yiyebilirsiniz. Ben de gereksiz maliyet ve fazla yemekten kurtulmak için alt katta yemek yemeyi seçtim. Menüde kebaptan iskendere bir çok farklı seçenek olsa da baştan lahmacun yeme niyeti ile gittiğim için siparişim de bu yönde oldu. 

İftara 3-4 dakika kala da siparişlerim masada yerini aldı. Açıkçası lahmacunlar beklediğimden daha ufak çıktılar. Ayrıca fotoğrafta da görülebileceği gibi lahmacunların kenarları biraz yanmıştı. Bu durum lezzet ve performansı biraz düşürse de yanık olmayan kısımlar tam olması gerektiği gibiydi, ne çıtır çıtır ne de çok yumuşak. İç malzemesi de yeterli seviyede. Baharat, kıyma , domates, biber oranları olması gerektiği gibi. Hoşuma gitmeyen tek nokta ise lahmacunun yanında içine koymak için sadece maydanoz servis edilmesi. Bunun dışında salata isteyecek olsanız bile lahmacun içine koymak için uygun salata türü yok. Lahmacunun içi illa boş kalmasın derseniz mısırlı salatalıklı biberli bir salata geliyor ve lahmacuna yakıştığı pek söylenemez. Lahmacun sonrasında yine çok tavsiye edildiği için tatlıyı da Çavuşoğlu'nda yemeye karar verdim, ancak tatlıların neredeyse hepsi tükendiği için normalde çok tercih etmediğim baklavaya kaldım. Gönülsüz olarak sipariş etmiş olsam da daha ilk lokmada bu gönülsüzlüğüm kayboldu. Ve artık Çavuşoğlu dendiğinde aklıma  gelecek ilk yiyecek lahmacun değil baklava olacaktı. Lokantanın ikramı olan çay ile Çavuşoğlu Lahmacuncusundan memnun bir şekilde ayrıldım. 
Özetlemek gerekirse Lahmacunları lezzet olarak en iyi bir kaç Lahmacundan biri diyebilirim. Ancak tanesi 4 TL olan ve boyut olarak da ortalamanın biraz altında kalan lahmacunlar Çavuşoğlu'na "En İyi" dememe engel oluyor. Ancak baklavaları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, belki de şimdiye kadar yediğim en iyi baklavaydı. Fırsatı olanların denemesi tavsiyemdir.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Meşhur Kurufasülyeci Ali Baba Kanaat Lokantası - Süleymaniye

Kurufasülye dendiğinde İstanbulda akla ilk gelen yer Süleymaniye'dir heralde. Yenilenen Süleymaniye Camii'nin hemen yanında peşpeşe sıralanmış bir kaç farklı kurufasülyeciye ulaşmak mümkündür. İşte bu kurufasülye geleneğini başlatan ve tüm çevredeki tüm kurufasülyeciler arasında en eskisi olan bir yer Meşhur Kurufasülyeci Ali Baba Kanaat Lokantası. İftar için gittiğimiz Süleymaniye'de iyiki önceden rezervasyon yapmışız diyor insan, çünkü inanılmaz bir kalabalık var. 2-3 kişi giderseniz belki iftar anında da yer bulabilirsiniz ama daha kalabalık gruplar için rezervasyon şart (tabi bu durum sadece ramazan için geçerli).
Yerimizi aldıktan sonra garson gelip siparişlerimizi soruyor. Menüler sadece kurufasülye - pilav ile sınırlı değil, köfte, incik gibi 4-5 çeşit et yemeği de mevcut. Ancak kurufasülyesi ile meşhur bir lokantaya gelip başka şey yemek olmaz diyor ve çorba ve kuru-pilav sipariş ediyoruz. Yemeklerin yanında cacık veya yoğurt da alabilirsiniz. Özellikle iftarda cacık oldukça iyi gidiyor, ancak 3TL'nin cacık için biraz fazla olduğunu söyleyebilirim.
Ezandan bir kaç dakika önce çorbalar geliyor, kıvam ve lezzet olarak yeterli. Fazla bekletmeden kurufasülye ve biraz sonra da pilavlar servis ediliyor. Dananın kuyruğunun koptuğu yer de burası. Bu kadar meşhur olan kurufasülyeden bir türlü beklediğim tadı alamıyorum. Yanımdaki arkadaşlara sorduğumda ise beğendiklerini söylüyorlar, "demek ki benim damağıma uygun değil" diyip pek üzerinde durmuyorum (ama iddaalıyım ben daha iyisini yaparım). Pilavdan ise kesinlikle memnun değilim, ev yapımı pilavlar da, seyyar pilavlarcılarda satılan pilavlar da bu pilavdan katbekat daha güzel. Ancak ramazan yoğunluğu unutulmamalı, normalde yaşadıklarının belki on katı bir yoğunluk var ve bu yemeklerinin kalitesini de bir nebze olsun düşürmüş olabilir. Yemekler sonrası gelen çay ile yemeğimiz sona eriyor. Özetleyecek olursak mekan ve ortam olarak ramazan çoşkusunun hissedilebileceği bir yer olan Süleymaniyede yer olması Ali Baba Kanaat Lokantası için bir artı sayılırken masaya konan (su, çay dahil) her şeyin ücretli olması ve hesabı getiren garsonun kafadan yüksek fiyatlar söylemesi beni rahatsız eden durumlar oldu. Hesabı ödemeden önce muhakkak yediğinizi içtiğinizi bir gözden geçirin yoksa farketmeden fazla para ödeyebilirsiniz.

3 Ağustos 2012 Cuma

Damak Pide - Fatih


Bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine yolumuz Fatih Damak Pide Salonuna düştü. Lezzetli yemekleri ve kusursuz servis kalitesiyle hiç de pişman olmadığımızı söyleyebiliriz.
Ramazan ayında gittiğimiz için masalar önceden hazırlanmış salatalar ve iftariyelikler dahil her şey hazırdı. Herkesin malumu, özellikle ramazan ayında yemeklerin zamanında ve sıcak servisi azami önem taşır. Damak pide bu konuda gerçekten çok başarılı. Ezandan 3-4 dakika kadar önce sıcak mercimek çorbalarımız servis edildi. Süzme mercimek çorbası bugüne kadar yediğim en lezzetli çorbalardan birisiydi diyebilirim. Artık tüm günlük bekleyişten sonra mı bu kadar lezzetli geldi bilmiyorum ama aramızda pideleri iptal edip birer çorba daha alsak mı konuşmalarına bile sebep oldu. J
Çorbalarımız tam bitmişti ki bu sefer sıcak pidelerimiz geldi. Ben karışık pideyi tercih ettim. Kavurma ve erimiş peyniriyle birlikte oldukça lezzetli görünüyordu. Diğer arkadaşlardan kuşbaşılı pide seçenler de oldu. Pide o kadar sıcak gelmişti ki 2-3 dakika kadar soğumasını bekledik. Pideleri lezzet olarak ortalamanın üstünde ama belki de bir Karadenizli olarak standartlarımın yüksek olması pidenin notunu biraz kırdı diyebilirim.
Yemek bitince hemen demlikte çaylarımız geldi. Çayları doldururken ortaya bir de meyve tabağı geldi. Bunlar da yemeğin üstüne cila oldu diyebiliriz. Mekanda eksik olarak söyleyebileceğimiz tatlı servisleri olmayışıydı. Gerçi hepimiz şişme noktasına gelmiştik ama yine de tatlı için yer ayırabilirdik. Bu konuyu mekan sahibine ilettik ve daha önce künefe sattıklarını ve beğenilmediğini görünce satmaktan vazgeçtiklerini öğrendik. Bu da müşterilerin fikirlerine önem verdiklerinin ve açık sözlü samimi bir yaklaşım içinde olduklarının bir göstergesiydi.

Mekandan çıkarken herkes memnun kalmıştı. Fiyat olarak kişi başı 22 lira hesap ödedik ki ramazan ayı için makul bir fiyat diyebiliriz. Sonuç olarak Fatih Damak Pide üstün hizmet kalitesiyle, ister aileniz ister arkadaşlarınızla rahatlıkla gidebileceğiniz hoş bir mekan.


Küçük Çamlıca Köşkü - Üsküdar


Üyesi bulunduğum bir derneğin iftar organizasyonu için gittiğim Küçük Çamlıca Köşkü Küçük Çamlıca tepesinin en üstünde bulunan ve harika manzarası ile dikkat çeken bir yer. Köşe ulaşmak için Küçük Çamlıca korusu içerisinde bulunan yoldan tepeye ulaşmanız gerekiyor, kendi arabanız var ise sorun yok ama yaya iseniz bir taksiye binmenizi tavsiye ederim çünkü yol oldukça dik ve pek kısa olduğu da söylenemez. Tepeye ulaştığınızda ise Küçük Çamlıca Köşkü sizi karşılıyor. Havanın güzelliği sebebiyle tüm masalar açık mekana yerleştirilmiş, ve köşkün tepede olması sebebiyle sürekli esen rüzgar size İstanbulun nemli ve sıcak havasını hiç hissettirmiyor.
Mekan ve manzara olarak benden tam puan almayı başaran Küçük Çamlıca Köşkünde sıra geliyor yemeklere. Masada herkes için ayrı ayrı salata, tatlı ve yemek aralarında atıştırmak için peynir, zeytin, pastırma gibi ıvır zıvırlar önceden yerleştirilmiş. Ezandan bir kaç dakikan önce de çorbalar geliyor. Yoğun kalabalığa rağmen hizmet memnun edici seviyede. Eksik bir şey kaldıysa söylediğinizde en hızlı şekilde getiriyorlar. Çorbanın ardından su böreği geliyor, lezzet olarak başarılı olduğunu söyleyebilirim, hatta isterseniz fazladan da veriyorlar. Biraz bekleyişin ardından ana yemek de geliyor; sebezeli mantar soslu biftek ve yanında pilav. Soslu biftek tam kararında pişirilmiş, ne kurumuş ne de çiğ kalmış. Sosun da ete çok yakıştığını belirteyim. Yemeğin ardından da termoslar ile çay servisi başlıyor. Zaten önceden masaya konmuş olarak güllaç da yeterli seviyede. Yani masadan memnun kalkıyorum. Tabii bunun bir sebebi de dernek iftarı olduğu için yemeğe para ödememem. Normalde Küçük Çamlıca Köşkünde iftar menüsü 47,5 TL. Fiyat mekan ve manzara sebebiyle şişirilmiş olsa da bence çok. Ama Ramazan ertesi yemek için ya da cafe kısmında oturmak için gidilebilecek mekanlardan bir tanesi. Yani genel anlamda Küçük Çamlıca Köşkünü tavsiye ediyorum.

Fethipaşa Sosyal Tesisleri - Üsküdar

İstanbulun en güzel mekanlarından birisi olduğunu düşündüğüm Fethipaşa Sosyal Tesislerine bugüne kadar sayısız defa gitmişimdir. Şehir merkezinde olmasına rağmen yeşilliğin içinde kalan tesis Büyükşehir Belediyesi tarafından işletildiği için fiyatları da oldukça uygun. Restaurant kısmında bir çok farklı yemek servis edilirken cafe kısmında ise bir çok içecek türü ve daha hafif yiyecekler servis ediliyor. Cafe kısmının self servis olması sebebiyle ne ne zaman kalkacaksınız dercesine size bakan ne de sık sık masaya gelip "başka bir şey ister misiniz?" diye
soran garsonlar var. İsterseniz arkadaşlarınızla rahat rahat muhabbet edebileceğiniz bir ortam olarak isterseniz de tek başınıza kafa dinleyip kitap okuyacağınız bir yer olarak görebilirsiniz Fethipaşa Korusunu. Ulaşımı da oldukça kolay. Üsküdar - Boğaz Köprüsü arası hattında giden tüm otobüsler ve daha bir çok mimibüs Fethipaşa Korusunun önünden geçiyor. Bir kaç dakikalık bir tırmanışla da tesislere ulaşabiliyorsunuz. Tesislerin tek eksi yanı muhteşem bir manzara potansiyeline sahip olmasına rağmen ağaçlar yüzünden Boğaz'ın pek görünmemesi (Yeşil her zaman iyi midir acaba). Sonuç olarak
Fethipaşa Sosyal Tesisleri kesinlikle tavsiye ettiğim mekanlardan bir diğeri.


Asmalı Edessa Kebap - Fatih

Şirket iftarı için gittiğimiz Asmalı Edessa Kebap baştan yaptığımız pazarlık sonucu fix menüyü kişi başı 30 liradan verdi. En ucuz yerin bile Ramazanda fiks menüyü 25 liradan verdiği bir ortamda Horhordaki bir kebapçıdan 30 lira fiyat almak bir yandan bizi sevindirirken bir yandan da daha önce hiç gitmediğimiz ve internette de hakkında hiç bilgi bulamadığımız bir mekan olduğu için bazı ön yargılarla gitmemize sebep oldu. Havanın sıcaklığı sebebiyle tüm masaları kaldırımlara ve sokağa kurulmuş ve dükkanın içi bomboştu. İftarı serin bir havada yapmak oldukça güzel olsa da yoldan gelen geçenin ve imkanı olmayanları bakışları altında yemek yemekten oldum olası hiç hoşlanmamışımdır. Ezme, çiğ köfte ve bir kaç çeşit salata önceden masaya konmuş, bunları hem lezzet hem de miktar olarak pek yeterli bulmadım. Ezanla birlikte çorbalar ve hemen ardından da içli köfteler geldi. Tatları vasatın üstünde olan bu ikiliden sonra uzun bir bekleyişin ardından kebaplar servis edilmeye başladı. Ancak herkese ayrı ayrı servis beklerken kebapların toplu şekilde ortaya gelmesi "mekandan memnun kaldık mı kalmadık mı?" kararını vermeye çalışan bize cevabı net şekilde gösterdi. Karışık kebap adı altında servis edilen kebabın büyük kısmının tavuk olması da memnuniyetsizliğimizin artmasındaki bir diğer etken oldu. Kişi başında düşen kebabın yetersiz kalması da, sonradan ek yapılsa da, bir diğer eksi noktaydı. Yemeğimiz künefe ve çay servisi ile son buldu. Menü dahilinde vasatı aşabilen tek yiyecek ise künefeydi ama Asmalı Edessa Kebap ile ilgili görüşlerimi değiştirmeye yetmedi. Servis yavaşlığı ve mekanın iç kısmının yeterince temiz olmaması da cabası. Uzun lafın kısası ramazan ortalamasına göre fiyatı iyi olsa da buraya gitmek yerine başka mekanları araştırmanızı tavsiye ederim. 

22 Temmuz 2012 Pazar

Dürümcü Bekir Usta - Bursa

Bursa’da birkaç şubesi olan Dürümcü Bekir Usta’nın müdaivimi olduğum şubesi Çekirge Meydanı’nda yer alıyor. İki katlı, hem açık hem kapalı alanda yemek yemenize imkan sağlayan mekanın gece geç saatlere kadar hatta sabaha kadar açık olması sayesinde gece yarısı karnınızın kazınması durumunda açlığınızı giderecek ideal bir mekan.

Bursa’ya dürümü ilk tanıtan Dürümcü Bekir Usta, Urfa-Adana kebaplarının yanısıra tavuk şiş, kuzu şiş, kokoreç gibi çeşitler de sunuyor. Mekana ilk girdiğinizde ustaların ve garsonların tipinden ve şivesinden ‘bu adamlar bu işi iyi yapar’ diyorsunuz. Garsonların size yaklaşımı da sanki mekanın kırk yıllık müşterisiymişsiniz gibi yakın ve samimi. Siparişlerinizi verdikten sonra ilk olarak mezeler geliyor ki hafif acımsı bu mezeler dürümle çok iyi gidiyor. Burada benim tercihim urfa dürüm ve ayran. Dürümün içini kebabın lezzetini örtecek şeylerle doldurmamışlar, yalnızca kıvırcık ve domates. Bana göre bir dürümü asıl güzel yapan şey lavaşı... Izgaraya bandırılarak kokusunu çekmiş, yağlı, hafif yanık ve çıtır lavaşı içindeki kebap işe birleşince gerçek dürüm lezzeti ortaya çıkıyor.
Dürümün boyut olarak çok fazla büyük olmaması ve lezzetine doyamamanız nedeniyle ikinciyi de isteyebilirsiniz, ancak bu tür ağır yiyeceklerde fazla aşırıya kaçmamanızı öneririm. Tatlı olarak yalnızca künefe bulunuyor. Canınız çok tatlı çektiyse tercih edilebilir, ancak ortalamanın çok üstünde olduğunu söyleyemem.
Dürüm fiyatları 5-6,5 TL arası değişiyor. Bu yüzden her kesime uygun denilebilir. İster atıştırmalık, ister tıka basa yiyebileceğiniz ve muhabbete uygun mekanı olan Dürümcü Bekir Usta’ya kalabalık bir arkadaş grubuyla gitmenizi tavsiye ederim.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Urfam Sur Ocakbaşı - Mecidiyeköy

Daha önceleri de gitmiş olduğumuz Urfam Sur'a bu sefer hakkında bir yazı yazmak için aklımızdaki bilgileri tazelemek üzere gittik. Öğle saatlerindeki aşırı yoğunluğu bildiğimizden gitmeden önce telefonla yer ayırtmayı da ihmal etmedik. Ancak bu bile fayda etmedi, gittiğimizde uzun süre masaların boşalmasını beklemek zorunda kaldık. Siparişlerimizi verdik ve yemekler gelene kadar bizleri oyalayacak olan lavaş, baharatlı ekmek, ezme ve közlenmiş patlıcan servis edildi. Bu gelenlerin hepsinin oldukça güzel olduğundan emin olabilirsiniz, hatta eğer kendinize hakim olmazsanız daha ana yemek gelmeden doyacağınızdan şüpheniz olmasın. Ben bu gidişimde tavuk kanat yemeyi tercih ettim, ancak Urfam Sur'da her türlü kebabı bulmak mümkün ve arkadaşların yorumlarına göre diğer kebaplar da lezzet olarak yeterli seviyede. Tabak içeriği de zengin denilebilir. 7-8 adet kanat yanında bulgur pilavı, yeşillik, sumaklı soğan, közlenmiş domates ve lavaş ile servis ediliyor. 
Size tavsiyem bulgur pilavını bitirmeye kalkmayın ve o güzel lavaşlar ve baharatlı ekmek eşliğinde yemeğe devam edin. Urfam Sur Ocakbaşı lezzet olarak ortalamanın üzerinde, verdiklerinin karşlığında aldıkları ücret olan 9,5 TL'yi de hakettiklerini düşünüyorum. Bu ücret karşılığında tıka basa doyacağınıza emin olabilirsiniz.

Karpi Karadeniz Pidecisi - Beylerbeyi


Karadeniz pidesini tadacağınız en güzel mekanlardan biri Istanbul'da. Yerin konsepti de zaten pide üzerine, hatta adı da (KAR+Pİ=KARADENİZ PİDE). Çeşit olarak 4-5 farklı ürün sunuyorlar ama kalite olarak herhangi bir yerde yiyeceğinizin 4-5 katı güzellikte oluyor.


Istanbul, Üsküdar, Beylerbeyi’nde sanırım 6-7 yıl önce açıldı, tam olarak hatırlamıyorum. Mönüde esas olarak Trabzon pidesi var. Bu pideyi diğerlerinden ayıran en önemli unsur, hamurun yoğunluğu ve piştikten sonra üzerinde Trabzon tereyağının gezdirilmesi ve bunu yapma işi de size kalıyor. Önünüze küp küp getirilmiş hakiki Trabzon tereyağını bıçağınıza saplayarak o cânım pidelerin üzerinde kaydırıyorsunuz. Bunu yaparken içinizin gıcıklanacağına garanti veriyorum, eğer siz de benim gibi yemeklere özel bir ilgi ve farklı bir gözle bakıyorsanız. Hele ki o ilk önünüze konduğu anda üzerinde dolaşan hafif, transparan dumanı, acıkma hissinizi bir kat daha arttırıyor. Hatırlatılması gereken bir nokta da -zaten giderseniz duvarlarda göreceksiniz- pidenizin siparişini verdikten sonra 25-30 dakika bekliyorsunuz, çünkü hâli hazırda bir pide yok. Her şey sıfırdan olmak üzere yapılmaya başlanıyor. Bu nedenle açlığınız zaman açısından değerliyse bunu da hesaba katmanızda fayda var. Pek çok kişi, anlık açlık hissi duyar ve sipariş ettiği yemeği beklerken abur cuburlarla doymuş olur. O nedenle pide siparişiniz sırasında istediğiniz diğer siparişlerin de pideyle gelmesini isteyin, çorba içmeyecekseniz. Bunu söylememin sebebi ise kısa ve öz: LEZZET ! Hele hele siz de benim gibi, ayran yerine hakiki ve harika olan bir manda yoğurdu isterseniz güveçte, zaten pide gelene kadar onu yemiş ve kısmen doymuş olursunuz. Sofradan kalkarken en çok paket yaptırıldığına inandığım bir mekan burası bu konudan haset. Pide çeşitleri olarak kaşarlı, sucuklu, kavurmalı, kuşbaşılı, karışık.. açık-kapalı-yumurtalı yumurtasız tercihleri size kalmış. Pidenin yanında lezzeti dillere destan Akçaabat köftesi de var ki gerçekten Akçaabat köftesi. Tatlı olarak da meşhur Hamsiköy fırın sütlacı yiyebilirsiniz. Belirtmek istediğim bir noktada yapılan yemeklerde kullanılan bütün içerikler Trabzon menşeilidir. Çarşamba ve Cumartesi günleri de güveçte kurufasulye yapılıyor.


Benim Mönüm: Kapalı Kavurmalı Yumurtalı Pide, Güveçte Manda Yoğurdu, Hamsiköy Fırın Sütlaç

Dört kalem yemekle yetinmişler ve bu alanda ustalaşmışlar. Çok büyük bir yer değil. Ulaşım konusunda ise hiç sıkıntılı bir yer değil. Beylerbeyi Merkez'den sahile inip iskeleye sırtınızı verdiğinizde saat 2 yönünde köşede göreceksiniz. Hizmet kalitesi ise gayet güzel. İlgi yeterli seviyede. Ne öyle gelip sizin başınıza dikiliyorlar ne de bir şey söyleyip 2 saat bekletiyorlar.

Bütün bunların dışında yerin bir başka özelliği de yemeklerde kullanılan ürünlerin satıldığı bir market bölümü de mevcut. Peynir, kurufasulye, tereyağı, imansız peynir, çifte kavrulmuş fındık, tahinli beton helvası ve Hamsiköy kaşarı bulabilirsiniz.

Afiyet olsun !!

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Bursa Kebapçısı - Bursa



Sitemizin yeni yazarlarından Foodist ilk yazısında bahsetmişti Bursa Kebapçısından. Ben de 16 yıllık dostum tavsiye edince gitmemek olmaz dedim, iskender yemek için atladım deniz otobüsüne günü birlik Bursa'ya gittim. Bursayı (benim gibi) hiç bilmeyen biri için bile mekanı bulmak oldukça kolay. Tophaneye, Osman Gazi ve Orhan Gazinin kabirlerine çıkarken sağda kalıyor (yanlışım varsa düzeltin). Hoş pembe ufak bir binada yer alıyor Bursa Kebapçısı. Şansınız varsa binanın arka tarafında kalan bahçe-teras karışımı bölümde yemek yiyebiliyorsunuz. Yeşillikler biraz kapamış olsa da fotoğrafta da görebileceğiniz gibi bir Bursa manzarası burada sizleri bekliyor. İç tasarımı da güzel, yeşillik ve çiçekler her tarafı sarmış durumda. Siz biraz soluklandıktan sonra siparişleri almak için Hakan Abi geliyor (ki yazının ilerleyen bölümlerinde kendisi için ayrı bir paragraf açacağım). Kendisinin de söylediği gibi mekanda sadece iki çeşit yemek servis ediliyor: Bursa Kebabı (nam-ı diğer İskender) ve Pideli Köfte. Bizim tercihimiz de iskenderden yana oldu, ve tekrar tekrar gitsem bile pideli köfteye sıra geleceğini hiç zannetmiyorum. Oldukça kısa sürede yemeklerimiz masaya geliyor, sıcak tabaklarda servis ediliyor ki yemek hemen soğumasın. Bol tereyağlı, yanında közlenmiş patlıcan var ve düşündüğümden çok daha fazla yakışıyor iskendere. Etler bizim bildiğimiz ince döner gibi değil, daha kalın kesilmiş, ama tadına ve kıvamına bakınca doğrusu buymuş deyip kabulleniyorsunuz hemen. Görüntüsü ise ayrı bir güzel ve göz doyurucu.
Ve tadından bahsetmek gerekirse sadece şunu söylemek istiyorum, baktım şimdiye kadar sitede on tane yazı yazmışım ve çoğu da severek gittiğim mekanlar ve yediğim yemekler ama hiç birisi Bursa Kebapçısında yediğim iskender ile kıyaslanamaz. Belki Bursa'da yaşayıp sık sık bu mekana gitme fırsatı olanlar kıymetini bilmiyor olabilirler ama yemek anlamında benim için çok güzel bir tecrübe oldu. Hatta ramazan için günü birlik bir Bursa gezisi hayalim bile var, iftarda Bursa Kebapçısı ve sonrasında Ulu Cami'de teravih. Yorgunluğuna değer mi derseniz bence kesinlikle değer!. Neyse, yemeğe dönecek olursak, yediğim bir buçuk porsiyon bol tereyağlı iskender en ufak bir rahatsızlık vermedi, bu da kullanılan ürünlerin kalitesinin bir ispatı olsa gerek. Bir de aklıma gelmişken bahsetmeden edemeyeceğim, mutlaka fazladan pide isteyin. Tereyağ kokulu sıcak pide tek başına bile ayrı bir tat. Belki o an yemezsiniz ama sonra yemek için bile çok iyi. İçecek olarak da şıra denedim, şahsen çok harika diyemem ama yine de tercih edilebilir. Şıra dışında standartlaşmış diğer içecekler de bulunuyor. Yemek sonrasında (oldukça doymuş olmama rağmen) denemeden gitmek olmaz diyerek bir de karışık tatlı söyledik. Kemalpaşa'ları oldukça iyi olsa da benim favorim İncir Dolması oldu, denemeden gitmeyin. Sütlü Kadayıfları da hafif ve güzel. Ancak hem içecekler hem de tatlılar iskenderin gölgesinde kalıyor. O zamandan beri ne yesem ne içsem daha bir yavan sanki (tamam o kadar da abartmayayım).

Ve sıra geldi Hakan Abi'ye. Tipi ve tavırlarıyla ilk başka antipatik birisi olduğunu düşüneceğiniz Hakan Abi'ye bir süre sonra resmen bağlanıyorsunuz :) O ise kısa sürede sizi çözerek ihtiyaçlarınızı tam olarak anlıyor ve sizi bu şekilde yönlendiriyor. Tam bir pazarlamacı, o söylüyor ve siz zaten onun söylediği şeyi yapmak istediğinizi düşünüyorsunuz. Porsiyon büyüklüklerine ve yiyeceğimiz tatlılara ayrı ayrı o karar verdi ve hepimiz de memnun kaldık. Ayrıca kendisinin "anaç" bir tarafı da var, "aman tabak sıcak dikkat et", "çabuk gel yemeğin soğumasın", "sizin tatlıları önerirken mümkün olduğunca hamur işini az tutmaya çalıştım" gibi söylemleri ile kendisine iyice ısındırıyor. Ve tüm bunları yaparken en ufak bir yapmacıklık yok, samimi olduğunu hissettiriyor. Bu sebepledir ki kendisinin izni ile çektiğim fotoğrafını da yazımda paylaşmak istedim. Son olarak söylemeliyim ki eğer bu karakter bir dizide olsa "Leyla İle Mecnun" dizisindeki "Erdal Bakkal" gibi bir fenomen olur, "fan club"ları açılırdı.
Artık yazımızı toparlamak gerekirse Bursa Kebapçısının artı ve eksilerinden bahsederek yazımı bitirmek istiyorum. Lezzet mekanın en büyük avantajlarından biri, oldukça ağır bir yemek olmasına rağmen hiç rahatsız etmemesi de unutulmamalı. Hakan Abi de bir diğer önemli etken. İstanbulda bir şubelerinin olmayışını da ben artı olarak görüyorum, çünkü yakınımda bu iskenderden yeme fırsatım olsa buna ne bütçem dayanabilirdi ne de midem. Ve son olarak, şehrin havasının oldukça bunaltıcı olduğu anlarda bile Bursa Kebapçısının terası nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde oldukça ferah ve serin, hatta bir ara arkadaşlarla "bu gece burada kalıp terasta mı uyusak acaba" diye memnuniyetimizi dile getirdik, ama biliyorduk ki gece orada kalsaydık Hakan Abi gelir ve üstümüzü örterdi :)

13 Temmuz 2012 Cuma

Kubbealtı Gözleme - Bolu


Ara sıra şehir dışına çıkmak lazım diyorduk, bende çıkayım dedim. Bolu'ya üniversite zamanımda çokça gitmişimdir. Gezdiklerin, gördüklerin senin olsun yediklerini anlat dediğinizi düşünerek başlıyorum. O kadar yerde yemek yemişimdir Bolu'da ancak Kubbealtında yediğim gözlemelerin ayrı bir yeri vardır bende. Gözleme gayet basit yapılan, bol kalorili bir yiyecek olmasına karşın burada bir başka oluyor.

Öncelikle mekandan bahsedeyim. Yıldırım Beyazıd'in yaptırdığı tarihi Orta Hamamın bir parçasında, hatta bir kubbesinde faaliyette bulunmakta. İsmide buradan gelmekte zaten. İçerisinde bulunduğu kubbe ufak olduğundan mekan gayet samimi olmuş :) Mekanın iç tasarımı oldukça hoş. İçeride teyzelerimiz geleneksel usüllerde gözleme hamuru açmakta ve durmaksızın muhabbet etmekteler. Bu, ortamın sıcaklığını biraz daha artırıyor.


Lezzet noktasında gözlemede son nokta denilebilir. Klasik gözleme çeşitlerinden ziyade yoğurtlu gözlemeleri çok leziz. Örneğin favorim patlıcanlı-kıymalı yoğurtlu gözleme. Patlıcanlı gözleme olur mu diyorsunuz ama süper oluyor emin olun. Daima sıcak olarak sipariş anında hazırlandığından yemeye kıyamıyor, yemeye kıysanız damağınıza kıyamıyorsunuz. Zira ilk yediğinizde genelde damağınızı yakıyorsunuz. Büyük bir gözleme karnınızı çok güzel bir şekilde doyuruyor. Gözlemenin yoğurtlu olması, öğrencilik zamanlarımızda bolca yiyip bıktığımız gözlemeye farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor.
Bolu'ya yolunuz düşerse kesinlikle uğrayın ve gözlemelerin tadına bakın. Bu arada gözlemeden sonra haliniz kalırsa tatlı olarak katmer tavsiye edebilirim. Harika diyemeyecek olsam da benim gibi kapasitesi olan insanlar gözleme üzerine yiyebilir, keyiflerine keyif katabilirler. Olumlu yönleri: Lezzet,lezzet,lezzet. Olumsuz Yönleri: Mekanın küçüklüğü ve sıcaklığı. Afiyet olsun.

Adres: İzzet Baysal Cad. Belediye Karşısı No:108/A
Web Adresi: Kubbealtı

12 Temmuz 2012 Perşembe

Kaburgacı Mehmet Usta - Maltepe

Son zamanlarda yeni olarak gittiğim ve hakikaten o neydi bee diyerek kalktığım harika bir lezzet mekanı.
Erenköy'de de şubesi var ama siz yine de Maltepe E-5 üzerindeki yere gidin derim, çünkü Mehmet Usta orada.

Öyle sayfalarca, kalemlerce seçenekli mönüsü yok. Kaburga dolması üzerine bir yer. Zaten illa ki kaburga dolması yiyin derim.
Kaç kişi giderseniz o kadar kişilik tabak geliyor. biz 6 kişiydik ve bize 6 kişilik tabak geldi ortaya. Fakat hiç öyle 6 kişilik değil, 10 kişi olsa rahat doyardı. Allah'tan bizim masada ben vardım da durumu kurtardım, paketleme olayına girmedik =)

Kabugra Dolması'nın eti çok lezzetli, liğme liğme.. yemin ediyorum "kurabiye gibi" tabirini kullanmak için bire bir !!

Pilav da çok iyi, hakikaten yapanın ellerine sağlık (ki bu ellerine sağlık-afiyet olsun diyaloğu birebir gerçekleşiyor, çünkü her iki gittiğimde de Mehmet Usta bildiğin bi mutfağa bi salona bir o müşteriye bir bu müşteriye geliyor) !! hatta beni (1,91cm - 100kg) zayıf bulup "bu ne böyle, şöyle gürbüz gibi bi ol bakalım" diyerek içli köfte ve bumbardan iki porsiyon vermesi de orayı sevmeme neden oldu =)

Eski bakır çanaklarda gelen yayık ayranı da ister dikerek ister içindeki kepçeyle içiyorsunuz !! Ayran için öyle kibarlık yapıp size bardak getirmiyorlar ve çok iyi yapıyorlar !! Bazı kadınların "ay bunları nasıl içiceeez" şeklindeki mızmızlıkları için yıldırıcı bir yöntem =)

Çorba içmedim iki gidişimde de.. Salata da yemedim.. Gerçi bostane gelmişti ondan biraz tatmıştım.. fakat içli köfte, kaburga dolması, pilav ve mumbar 10 numara derken bir de baktım dondurmalı irmik helvası geldi.. Şimdiye kadar nerede yediysem "bunu icat edenin" şeklinde bir cümleyle giriş yapıyordum.. Tekrar önüme geldi ve gerçekten yüzüm ekşimişti, "yapma beee" dedim, ama napalım nimet işte gelmiş, yememek olmaz dedim.. İyi ki demişim !! Ben daha önce bu kadar güzel bir Dondurmalı İrmik Helvası yememiştim.. Hâla da rast gelmedi !!

Kısaca servisi, kalitesi, hijyeni ve yemekleri gayet güzel.

Benim Mönüm: Kaburga Dolması (ne kadar kalabalık giderseniz o kadar iyi), İçli Köfte, Mumbar, Ayran ve Dondurmalı İrmik Helvası.

Ulaşım için de E-5 Huzurevi durağından geçen her otobüse binip buraya gelebilirsiniz. Bunun dışıda 19Z ve 133F önünden geçmektedir. 


Afiyet Olsun !! 

Dilruba Cafe Restaurant - Üsküdar

Sevgili Gurme Mekan Dostları,


Biraz ardı ardına tanıtıyorum ama ben böyle dışarıda yemeği seven, gittiği yerlere özen gösteren, ha belki çok tanıdık yerler ama oradaki tatlara ilgi duyan bir adam olduğum için herhalde böyle yazma gereksinimi hissediyorum. Gittiğim yerler arasında bir de Dilruba Restoran var, çoğumuzun bildiğini düşündüğüm bir yerde.Üsküdar Fıstıkağacı'nda, Fethi Paşa Korusu'nun içinde yer almaktadır.

Yemeklerinden çok ortamı, manzarası, mekanı hoşuma gittiği için de tercih ediyorum diyebilirim.

Fakat Dilruba Çorbası da pek bir güzel. Daha önce kuzu etli, mantılı bir çorba içmediyseniz, bence gidip bi içmelisiniz. Soğuk mezelerde (soğuk başlangıç, şimdi meze, mekanı içkiliymiş gibi gösterecek), semizotu tarator, çalı fasülye benim her zaman ilk tercihlerim oluyor. Osmanlı pilakisi ve güveçte köy yoğurdu da fena değil hani.. Sıcak başlangıç olarak da içli köfte, fındık lahmacun, etli mantı, paçanga böreği ve benim tercihim olan semsek var. Osmanlı mutfağından diye böyle lezzetli pek çok yemeği art arda sıralamışlar, aklımda kalan, işte Osmanlı sinisi var, İskenderiye, Padişah Pilici, Osmanişname, Bostan Kavurması, Yörük kebabı ve onlara has olduğunu iddia ettikleri Sarma ve Kuzu beyti vardı. Hepsini tatmaya maddiyatım yetmedi ama Yörük Kebabı güzel.. zaten severim Yörük Kebabı'nı, böyle bol sebzeli kuşbaşılı, üzerinde güzel erimiş kaşar peynirleri.. aslında mozarella koysalar, daha güzel olur ama tabi, yapacak bir şey yok =)

Ben bir de Çökertme Kebabı denemiştim orada. Her ne kadar ben onu daha önce Bodrum Kebabı diye yemiş olsam da garsonlar onun Çökertme Kebabı olduğunu iddia ettikleri için, peki şefim diyip sustum ve yedim. E ne de olsa Osmanlı Mutfağı diyip Bodrum Kebabı yazacak halleri yok =). Güzeldi yine de. Etlerini güzel seçmişler. Ne zaman bir yere gitsem, etli bir şeyler yerken "ulan yine sert mi, sakız gibi mi gelecek" derim. Öyle olmayınca da yemek oldukça lezzetli gelir =)
Salata konusunda ben her zaman cimriyimdir. Gittiğim yerlerde salata ısmarlamam, o yüzden salataları konusunda pek bir bilgim yok. Pideler var, onlar da Osmanlı Pidesi =) Izgaralar var, bilindik her köşebaşında olan kebaplar var..

Tatlı olarak öyle ooooooo dedirtecek bir tatlısı yok bana göre, Safranlı Sakızlı Sütlaç'ları en güzeli aralarında.. Künefe de var ama bir et lokantası olmadığı için künefe yemek istemedim =) onun dışında kabak tatlısı, kadayıf, profiterol, şekerpare, ayva, incir tatlıları filan var ama dediğim gibi, benim damak zevkime göre çok başarılı değil Safranlı Sakızlı Sütlaç hariç.

Öyle harikulade bir hizmet de beklemeyin.Orta halli, idare eder bir hizmet var. Ulaşım olarak çok sıkıntılı değil, arabanız varsa sorun yok, toplu taşıma için ise ya Üsküdar Fıstıkağacı'nda ineceksiniz, Bağlarbaşı istikametine giden yönde indiyseniz saat 9, Setbaşı istikametine giden yolda indiyseniz de saat 3 yönündeki yoldan, yani ışıklardan yukarı doğru çıkıyorsunuz, ya da sahil tarafında Üsküdar Paşalimanı'nda ineceksiniz ve Fethipaşa'yı tırmanarak oraya ulaşacaksınız.

Afiyet Olsun !!

Tandoğan Büfe - Üsküdar

Hepimizin, yani Istanbul'da yaşayan herkesin geçtiği bir mekan üzerindedir, Tandoğan Büfe. Çok bir özelliği yok, bildiğiniz, Patso, Sosisli, Islak Hamburger, Pilav, Döner çeşitleri, Tost ve içecekler. O sıradaki en beğendiğim büfe orası. Yeri mi nerede ? Üsküdar Eminönü İskelesi çıkışında. Öyle aman aman "off buranın sosislisi süper", "aman tanrım ben böyle ıslak hamburger tatmadım", "ben bu adamların dönerine kurban olayım" şeklinde bir yer değil. Sadece mekanlar arasına hani vapurdan inince bi mideniz ezilir ya, işte bu büfe tam bu ezikliğe bire bir gelir.

Filizler Köfte - Tuzla


Pek çoğumuz Filizler Köfte'yi Üsküdar Salacak'ta Kız Kulesi'nin karşısındaki mekan olarak bilmekteyiz. Fakat gerçek Filizler Köfte, Tuzla'dadır. İlk defa 1994 yılında gittiğim bir mekandı. Eğer yolunuz düşer de Tuzla'ya giderseniz, oradaki mekanı daha da küçültün. Heidi'nin dedesiyle Alp Dağları tepesindeki kulübesi gibi bir yer hayal edin. En fazla 10-12 masanın olduğu, 40 kişiye zar zor yetebildiği bir mekan. İşte Filizler Köfte'nin marka olmadan önceki ilk halleri böyleydi. Filiz soyadına sahip, Eyüp, Osman ve Cengiz kardeşlerin birlikte açtığı bir mekandı. Lakin bazı ailevi sebeplerden 2007'de Filizler Köfte'yi 'bir marka' olarak bazı iş adamlarına devrettiler. Tuzla'nın tanınmış isimlerinden biri olan Eyüp Filiz, Filizler Köfte'nin bugüne gelmesinde çok büyük bir rol oynamıştır. Rahmetli annesi, (şu anda yediğiniz baklavalar, turşular, ayranlar.. hep onun tarifleridir.) harika baklavalar açan, enfes turşuları vaktinde kurup bize en güzel zamanında yediren, ayranı bir başka yapan, Ramazan'da Güllac'ına doyamayacağınız lezzetler katmıştır Filizler Köfte'ye.

Tuzla zaten köftesiyle meşhurdur ve Filizler de kendi köftesiyle meşhurdur. Şu şaaşasını yaşamasına sebep, az evvel ismini zikrettiğim kişiler.

Peki Filizler'de ne yenir, nasıldır ? Bir kere Filizler'de ilk yenecek yemek köftesidir. Fakat ben her zaman klasik Filizler Köfte tercih ederim. Kasap, kaşarlı ve diğer köfteleri de elbette güzel bir tada sahip ama ben klasik bir adamım. Öncesinde çorba içmek istiyorsanız, o sizin tercihiniz. Özel bir çorbası yok ama gayet lezzetlidir. Köfte'nin yanında püre ve pilav da gelmektedir. Arada ara sıcak olarak Mevsim Böreği seçmenizi tavsiye ederim. İlk defa 1994 yılında bu böreği söylediğimde tam 45 dakika beklemiştim. Tabi o zamanlar pek samimi değiliz, tanımıyoruz, haliyle merak etmiştim neden gelmediğini. Sonradan muhabbetimiz ilerledikçe olayın gerçek yüzünü öğrendim. Hazırlaması pek bir zahmetli bir börekmiş. O sırada da ellerinde olmadığı ve rahmetli annemiz evde yapmakta olduğu için hemen bir koşu gidip almışlar hazırlananları. Daha ilerki safhalarda anlatmışlardı tarifini ama hakikaten su böreği kadar uğraştırıcı. Bu tadı başka bir yerde bulabileceğinize ihtimal vermiyorum. Anca gelip burada yiyen ve taklidini yapmaya çalışan mekanlar olabilir, fakat orjinal Mevsim Böreği, Filizler'dedir. Paçanga Böreği'ni de güzel yapan nadir mekanlardan biridir.

Tatlı olarak kesinlikle baklava ya da kadayıf tercih ediniz. Eski vakitler olsa yaklaşan Ramazan'da mutlaka Güllaç yiyin derdim ama şu anda güllacı kim yapıyor, nasıl yapıyor bilmiyoruz.

Fiyatları da çok öyle uçuk değil ! Mekan-performans-kalite üçlüsü olarak mâkul fiyatlar ödersiniz.
Benim favori menüm: Mercimek Çorbası - Filizler Köfte - Mevsim Böreği (bi 3-4 tane =) ) ve Ayran !
Ayranının tadı da hiç bozulmamıştır. Sürahi ayran tercih edin derim.

Bu arada mekanla ilgili bir not daha. Eğer giderseniz masalardaki cam kesitlerin altında peçetelere yazılmış duygu-düşünce-dilekler bulursunuz. Yıl 1995, bir gün orada yemek yiyorum ve ekranda Mustafa Sandal'ın Onun Arabası Var şarkısı çalıyor. O sırada aklıma bir şey geldi, peçeteyi aldım: Filizlerin Köftesi var, güzel mi güzel, Böreği de var çıtır mı çıtır, Ayran da koydu mu soğuk da soğuk, onun için Filizler Köfte'nin şansı çok.. yazdım. Ben onu gittim peçeteliğin üzerine koydum. İki gün sonra tekrar geldiğimde onu cam kesitin altına koymuşlardı. Şimdi Filiz'lerin en büyük ritualidir bu. Gittiğinizde onları görürseniz "acaba bunu kim yapmıştır" diye düşünmenizi istemedim ;)

Afiyet Olsun !!





10 Temmuz 2012 Salı

İntiba - Beşiktaş

Lokasyon olarak Beşiktaş çarşısının hemen yanındaki sokakta bulunuyor. Yaprak döneriyle ünlüdür. 3 katta hizmet veren mekan nezih ve aile, eş dostla rahatlıkla gidilebilir. Lezzet olarak Kavacık'taki Bayramoğlu Dönere  yakın olsa da bir tık aşağıda kalıyor yine de. Döneri; yanında lavaş, ezme, peynir ve kızarmış patatesle birlike servis ediyorlar. Ezmeleri benim ayrıca hoşuma gitti, bol nar ekşili. Döneri isterseniz dürüm olarakta sipraiş verebilirsiniz ancak gitmişken porsiyon söyleyin derim. birde içecek olarak açık ayranlarıda güzel. Çalışanlar nazik, servisleri hızlı. Fiyat olarakta porsiyon döner: 13 TL dürüm döner : 7 TL. Fiyat, lezzet, kalite açısından kesinlikle memnun kalacağınızı düşünüyorum.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Karaköy Güllüoğlu - Karaköy

Yakın bir yerde yemek yedikten sonra buraya kadar gelmişken Karaköy Güllüoğlu'nda tatlı yemeden gitmek olmaz diyerek Güllüoğlu'nun yolunu tuttum. Çoğu insanın bildiği ve gittiği ama genelde çok kalabalık olan satış mağazası yerine her zaman yaptığım gibi Tophane tarafında kalan "Yönetim ve Üretim Merkezi" dedikleri yere gittim. Burası her daim boş ve yanlış hatırlamıyorsam fiyatları da satış mağazasına göre az biraz daha düşük. Burasının asıl amacı üretim olduğu için satış mağazası gibi bir servis ve hizmet beklemeyin, tezgahlardan istediğiniz tatlıları seçip tabağınızı alarak kasaya gidiyor ve paranızı da en başta ödüyorsunuz.
Eğer benim gibi ortaya karışık bir şeyler alayım derseniz işiniz çok zor, çünkü çok fazla çeşit var ve hepsi de çok güzel görünüyor. Muhtemelen her gördüğünüzü almak isteyecek ancak çok geleceğini düşünerek bazı çeşitlerden istemeye istemeye vazgeçeceksiniz, buna rağmen yine de aldığınız tatlı size fazla gelecek, tecrübe ile sabittir. Tatlılara geçmeden önce ufak bir ayrıntıdan bahsetmek istiyorum, Karaköy Güllüoğlunda su ücretsiz. Başka bir yere gittiğinizde acaba su ne kadardır diye dert ederken burada rahatlıkla ve defalarca su içebiliyorsunuz. Tabi başta dediğim gibi suyu da her seferinde gidip kendiniz almanız gerekiyor. Tatlılara gelirsek fotoğraftan da görebileceğiniz gibi beş çeşit tatlı içeren bir tabak oluşturdum ve baklavaya sıra bile gelmedi. Kadayıf hastası biri olarak Karaköy Güllüoğlu her daim favorim olmuştu ve son seferde de böyle kalmaya devam etti. Badem ve Antep Fıstığı ezmeleri de ayrı bir keyif, benim favorim Antep fıstığı olsa da badem ezmesinin de ondan aşağı kalır yanı yok. Son olarak çikolatalı baklavaya değinmek gerekirse beklediğimin çok üzerinde bir tat ile karşılaştım. Belki çikolatayı çok sevmemin de bunda etkisi olabilir ama bu kadar güzel olabileceğini tahmin etmemiştim. Fiyat olarak da çok pahalı olduğu söylenemez, herhangi bir tatlıcıda porsiyonu ortalama 5 TL olan kadayıfın burada hem daha güzelini hem de daha fazlasını aynı fiyata yiyebilirsiniz. Sonuç olarak zaten yeterince ünlü olan Karaköy Güllüoğlu'na henüz gitmediyseniz muhakkak uğrayın, daha önce gittiyseniz de zaten bu keyfi yaşamışsınızdır.

İmparator Kokoreç - Eminönü

Sitemizin "Ne Yemek" sayfasına girip mevcut 25 çeşit yiyeceğe rağmen favorim olan kokoreç'i göremeyince sırf bu eksikliği gidermek için hafta sonu kokoreç yemeye karar verdim ve bu işi iyi yapan yerlerden biri olan Eminönü'ndeki İmparator Kokoreç'in yolunu tuttum. Kokoreç dediğin fast-food tarzı yerlerde değil sokak aralarında yenir düsturunu benimsemiş biri olarak İmparator Kokoreç'i hep sevmişimdir. Sirkecideki büyük postane ile Doğubank İş Hanı arasında kalan dar bir sokağı koyduğu masalar sayesinde dükkanları gibi kullanırlar. Bu masalar I. Abdülhamid Han'ın kabrinin duvarlarına bitişik şekilde yerleştirilmiş.
Menüde kokoreçin yanında midye tava da bulunuyor. Kokoreç pidede, ekmek arası, ve porsiyon olmak üzere üç şekilde servis ediliyor. Pidesi biraz küçük gibi, karnınızı tam olarak olmasa da doyuruyor ancak gözünüz kesinlikle doymuyor ve bir tane daha almamak için kendinizle savaşmanız gerekiyor. Tadına gelirsek; İstanbulun bir çok yerinde kokoreç yemiş biri olarak kesinlikle ortalamanın üstünde olduklarını söyleyebilirim, İmparator Kokoreç'e 5 üzerinden 4 puan veririm (daha iyisi yok mu derseniz o da var, tabi oranın hakkında ayrıntılı bir yazı yazmak için bir kez daha ziyaret etmem gerekiyor).
Servisi oldukça hızlı ve çalışanları da muhabbet seven insanlar. Bu arada açık ayran içmekten çekinmeyin, onun da yeteri kadar güzel olduğunu söyleyebilirim. Fiyatları da İstanbul ortalamasında diyebiliriz. Yarım ekmek ya da pide kokoreç 6 TL, açık ayran ise 1,5 TL. Kokoreç severlerin ulaşımı oldukça kolay olan İmparator Kokoreç'i de denemelerini tavsiye ediyorum.